Yalnız Bir Katil Öyküsü | (Kısa Öykü)

Son cinayetimin üzerinden beş yıl geçti. İşler eskisi gibi yürümüyor artık. Beş yıl önce ifadesi alınan yüz kadar kimseden sadece birisiydim. Bunca zaman geçmesine rağmen cinayetim aydınlatılamadı ancak bugün bile son işimin, basında en çok konuşulan konulardan bir tanesi olması gibi bir gururu taşıyorum benliğimde. Eskiden işler çok daha kolaydı benim için. Özellikle seçtiğim kişiler daha az popülerken, öldürdüğüm kimseler kısa sürede unutulur ve emniyetteki dosyaları çabucak kapanır giderdi. En kötü ihtimalle benim yerime zavallı bir kimse yakalanır ve tüm suç ona yüklenirdi. Ancak şimdilerde her şey zorlaştı. Öncelikle yaygınlaşan mobeseler, iş yerlerinde kurulu güvenlik kameraları, insanların telefonlarla yaptıkları kayıtlar ve manyakça öz çekimler; hepsi ama hepsi, benim gibileri zorlayan bir hayatı yaratmakta adeta el birliğiyle çalışır oldular.

“Anne Eli Değmişçesine”

Son işimde ise her şeyimi riske atmıştım. Geçmişimden beslendiğimi hatırlarsın. Hani şu herkesin yakından tanıdığı o meşhur zengini almıştım. Benim gibi anne sevgisinden mahrum büyümüş bir insan için, imzasını attığı her ürünün hakarete dönüştüğü bu kimseyi cezalandırmam elbette kaçınılmazdı. Birilerinin, -aile şefkati görmemiş birilerinden bahsediyorum- bu kutlu günü ona yaşatması gerekiyordu. İş yine bana düşmüştü. Billboardlarda, akıllı telefonlarımızda, kısacası yazılı ve görsel basının her bir köşesinde “Anne eli değmişçesine” ile başlayan reklamlarına artık tahammülüm kalmamıştı. Benim gibi henüz kundakta bir bebekken “anne ve baba eliyle” işkence çekmiş ve akabinde bir parka bırakılmışlarımız dışında hiç kimse, o reklamların ne boyutta bir acıya sebep olduğunu tahmin bile edemezdi. Yine de o ve onun gibilerine, gözünü bizim geçmişimize dikmiş huzursuzluk abidelerine bir ders verilmesi gerekiyordu değil mi? Neyse ki bu düşüncemde yalnız olmadığımı biliyordum. Yüreğinde bu acıyı yaşamak zorunda bırakılanların “Of be nihayet kurtulduk…” dediklerini bir an bile olsun unutmuyorum.

Beş yıl geçti üzerinden ve kardeşlerimin sıcacık selamlarını yitirmediğimi de bilmeni istiyorum. Benden sonra, o ve ona benzer firmalar bir süre bocaladı ve sonrasında kepenklerini kapatmak zorunda kaldılar. Haliyle berbat reklamları da son bulmuş oldu, hepsi kayboldu gitti. Bundan duyduğum memnuniyeti anlatabilmem mümkün değil ancak bir yanıyla da çok ağır bir bedeli ödemek zorunda bırakıldım. Yıllar boyunca göz hapsinden kurtulamadım örneğin. Soruşturmanın yaklaşık yüz kişi üzerinde yoğunlaşması durumunda bile peşimi bırakmadıklarını hâlâ hissedebiliyorum. O gün bu gündür, kimseyi öldüremiyorum. Liste hazırlayamıyorum. Defalarca kez evimde arama yapıldı, takip ediliyorum, cezamı dışarıda çekiyorum desem yalan olmaz sanırım. Bunları sana neden anlattığım hakkında bir fikrin yok değil mi? Ankara’dan benimle yedi saat on üç dakikalık zorunlu bir yolculuk yaptın. Biliyorum, aynı şeyleri sana on yedinci kez anlatıyorum ve Amy Winehouse’un Rehab isimli şarkısını altmış altıncı kez dinliyoruz. Hiç arkadaşım yok, öldürmem gerekenleri öldüremiyorum ve hayvanlara kıyamıyorum. Sen olsan ne yapardın? Seni esir almaktan başka ne gelirdi ki elimden. Öldürmek yasak bana! Yapayalnızım, yıllardır şehir şehir geziniyorum. Amaçsızca çıkıyorum yollara, kimseye dokunamıyorum, tam bir tecrit… Bunun ne demek olduğunu senin de bilmeni istiyorum.

Benden sonra ne yapacaksın? Kimlerle iletişime geçeceksin? Sen de benim gibi yalnızlık duygusuna gömülüp kıvranacak mısın? Eski topluluğunu özleyecek misin? İşte sadece bunları merak ediyorum. Keşke neler hissettiğini anlayabilmemin bir yolu olsaydı. Yavaş yavaş benliğimi kaybetmenin eşiğinde ölüme doğru yürürken, kopardığım o eski hayatındaki kimselere ne olacak dersin? Soma’ya vardığımızda nasıl bir hayat yaşayacaksın? Keşke yanıtlayabilseydin beni. Seni aracımda tutabilmek adına ne kadar çok çaba sarf ettiğimin farkında bile değilsin, kaçamayasın diye türlü türlü planlar yapmak zorunda kaldım. Mola yerlerinde denk geldiğimiz insanların, anlamsız, korkunç bakışlarına maruz kaldım. Sırf bu nedenlerden dolayı bile olsa bana saygı duyman gerektiğini düşünüyorum.

Bir bütün gibi hissettiğim tek an’ımın böyle zamanlar olduğunu biliyor musun? Onu öldürdüğüm günden beri kardeşlerimin arzusunu yerine getirmiş olmaktan kıvanç duyuyorum ama yoruldum. Çok yoruldum. Liste hazırlayamamaktan yoruldum. Üzerimdeki gözlerden yoruldum. Kayıt cihazlarından ve takip edilmekten yoruldum.

Hazırlığını yap artık, en az benim kadar özgür olacaksın. Tıpkı benim gibi, doğduğun yerden çok uzaklarda tek başına öleceksin. Sakın kızma bana, bu yolu birileriyle paylaşmak zorundaydım, aksi halde yaşayacağım baş ağrılarına ve kramplara dayanamazdım. “Anne eli değmişçesine” öldürdüm onu. Endişelenme, sen yaşayacaksın. Seni ölüme eş değer bir cezayla baş başa bırakacağım: Yalnızlığa mahkûm edeceğim seni.

İşte geldik, minik şey!
Kapıları açtım, özgürsün artık. Git, bir başına öl şimdi.
Uç haydi; kendin gibilerin, karasineklerin, nerelerde saklandığını biliyorsun değil mi? Bana bakma, bunu söyleyemem. Uç dedim sana, özgürsün.

Çık dışarı!

09.05.2017 tarihinde felsefehayat.net ‘de yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: