H. İbrahim Türkdoğan: Max Stirner ve Eserleri

Geçtiğimiz günlerde yayımladığı kitaplarla ve öne sürdüğü manifestosu ile dikkatleri üzerine çekmiş bir yayınevi ile tanıştım: Başıbozuk Yayınevi. “… İşte bütün bu düzenlenmiş gönüllü aygıtlarda konumlanmış kural koyuculara karşı, onların yazar, yapıt, tür belirlemelerine karşı, onların pazar yasalarına karşı… Kısacası onlara karşı bir yayın kalkışmasıdır Başıbozuk…”

Yayınevi ile tanışmam ise ülkemizde Max Stirner çalışmaları ile adını duyurmuş ve neredeyse çeyrek asırdır bu konuda araştırmalar yapan H. İbrahim Türkdoğan sayesinde oldu. Ona ve çalışmalarına dair ileri okuma yapmak isteyenler Max Stirner Projesi‘ne yakından bakmalarında fayda var. Türkdoğan’ın, “Max Stirner Eserleri Hakkında Biyografik Bilgiler” adını verdiği kitabının kapak tasarımı Sezgin İbik’e aitken düzeltisi “Başıbozuk Çetesi” tarafından yapılmış. Kitapta işlenen konular ise yazarın daha önce çeşitli alanlarda yayımladığı başlıkların derlenmesi ile oluşmuş. Bu eser ile birlikte Max Stirner’in yaşamına, eserlerine, tarihe adını yazdırmış filozoflar üzerindeki etkilerine ve tabii ki Biricik ve Mülkiyeti’ne (BvM) çok daha yakından bakma fırsatı yakalamış olacağız.

Kitap, Türkiye’de pek de duyulmamış Max Stirner eserleri ile başlayan olaylara odaklanıyor. Sözü edilen bu durumu duyanların ise Stirner’a dair pek çok bilgiyi sansürledikleri iddiasında bulunuyor. Nietzsche’nin Stirner’e olan gizli hayranlığına ve yer yer ondan esinlenmesi ve bunu gizlemesi neticesinde “intihal” sayılan söylevlerine odaklanıyor. Bu durumla ilgili ülkemizde ortaya çıkan cılız birkaç sese de dikkat çeken yazar, Stirner kitaplarının dilimize kazandırılmadığını ve dolayısıyla filozof hakkında yeterli okumaların yapılamadığını dile getirirken söylediklerinin de arkasında durarak konuyla ilgilenen felsefe âşıklarına da meydan okuyor: Nietzsche, gizli bir Stirner hayranı idi!

Sadece bu kadar mı? Tabi ki hayır, yazara göre Stirner etkisi öylesine güçlü bir hal aldı ki batı toplumları onun gölgesinden kaçabilmek ya da ona övgüler düzememek üzerine genel bir otosansür uygulamaya kalktı. Eleştiri okları birer birer yaylarından çıkmışken hedef konusu olan Karl Marx ise bu isimlerin başında geliyor. Marx’ın, açıkça Stirner’e olan öfkesini belirtir ve onun Stirner sonrasında felsefi bir krize düştüğünü iddia eder. Marx ile mektuplaşmasında Friedrich Engels’in açıkça beyan ettiği Stirner övgüsü ise Marx’tan gelecek tepkiyi körüklemiştir. Kısa sürede Engels, bu övgülerinden vazgeçip onu yeniden yok sayma eğilimine girmiştir.

Stirner’ı şeytani bir güç olarak gören ya da ondan övgüyle bahseden filozoflar ilerleyen sayfalarda ayrıntıları ile açıklanmış. Stirner ise oluşan bu kıyamet ortamında “Kendi” ile pek bir meşguldür ve şöyle seslenir: Ben ama, başka Ben’lerin yanında bir Ben değilim, bizzat tek başına Ben’im: Biricik’im. Bu nedenle benim gereksinimlerim de biriciktir, edimlerim de, kısacası Her şeyim biriciktir.
Ben, insan olarak insanı geliştirmiyorum, bizzat Ben olarak geliştiriyorum –Kendimi.
İşte –Biricik’in –anlamı budur.

Max Stirner’in hayatına dair yazılmış en yetkin kaynak olarak sunulan Stirner Biyografisi John Henry Mackay tarafından 1898 yılında kaleme alınmış. Burada ilgi çeken ayrıntılar içerisinde “Nevrotik olmayan insan mı var! Nevrozlarla süslenmemiş felsefe mi var!” çıkışını önemsemek gerek. Erken yaşta babasını kaybeden ve nevrozlu ruh haline sahip bir anne ile yaşayan Stirner, şüphesiz eserlerinde çocukluğu ile ilgili de çokça materyal bırakmıştır. Okul yıllarına baktığımızda başarılı ve çalışkan bir Stirner görülmektedir. Latince, Fransızca ve Piyano gibi alanlarda özel ders alan Stirner, yavaş yavaş felsefe alanında olgunlaşacak ve günün birinde Hegel’le dahi ayrışacaktır.

Talihsizlikler silsilesinin neden olduğu ölümünden sonra ise başka bir talihsizlik beklemektedir Stirner’i. Hakkında biyografi yazan J.H. Mackay, Berlin Sophienkirchhof mezarlığında gömülü Stirner’in  mezarını açtırıp kafatasını çalmıştır. Bu sansasyonel olayın yankıları üzerinde duran yazar Türkdoğan’ın sonraki konu başlığı ise bir dönem Stirner ile tanışmış ya da arkadaşlık kurmuş kimselerin (Friedrich Engels vb)  ona dair yaptıkları portre çizimleri konusu oluyor.

Bu konuda da zaman zaman çelişkiler bulunsa da geçmişte Stirner’a ait gerçek bir çizim/fotoğraf bulunmaması konuyu daha da çetrefilleştirmiş. Sonraki başlıklar Stirner’i yakından tanımak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir seyirde ilerliyor. Stirner’in Sevgilisi Marie Dähnhardt’ın Stirner hakkındaki fikirleri ve röportajlarının yanı sıra felsefehayat.net kurucusu Can Murat Demir ile H. İbrahim Türkdoğan’ın gerçekleştirdiği söyleşi de bulunuyor. Kapanış ise Max Stirner’in yaşadığı mekânların fotoğraflarına ve el yazmalarına ayrılmış.

Ülkemizde henüz yeni yeni tanınan Max Stirner üzerine girişilen bu çalışma umuyoruz ki felsefe ile ilgili kimselerin dikkatlerini çeker ve eserde geçen göndermeler hakkında bir yankı/yanıt yaratır. Keyifli okumalar dilerim.

H. İbrahim Türkdoğan Kimdir?

Felsefe, sosyoloji, siyasal bilimler (RWTH-Aachen) ve Sosyal pedagoji (KFH-Aachen) alanlarında öğrenim görmüş, Max Stirner’in “Biricik ve Mülkiyeti”ni (Norgunk Yayınları 2017) Türkçeye kazandırmıştır. Almancada yayınlanmış “Der Einzige und das Nichts” (MSA-Leipzig, 2003) isimli bir eseri bulunmaktadır. Türkçede ise “Hiç-Sınır Ötesi Tümceler” (Öteki Yayınevi, 2018.) adlı bir kitabı ile beraber çok sayıda Almanca ve Türkçe makale yayımlamıştır. Max-Stirner-Topluluğu’nun (Leipzig/Bayreuth, 2002) kurucu üyelerinden olup ilk başkanıdır. 1999’dan beri Max Stirner Projesi‘ni yönetiyor. Sosyal pedagog olarak çeşitli sosyal kurumlarla birlikte çalışıyor.

Sanat ve edebiyat temalı eserlerinizi varlikergen@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız “Konuk” sekmesinde yayımlanacaktır.

H. İbrahim Türkdoğan: Max Stirner ve Eserleri” için 10 yorum

Kendininkini ekle

  1. Max Stirner’ı Marcel Duchamp’ı araştırırken tanıdım. Güncel Sanat ile alakalı makalelerde Marcel Duchamp’tan sık sık bahsedilirken etkilendiği kişiden bahsedilmemesi çok enteresan.

    Beğen

      1. evet, diğer kitaplarını ve makalelerini sıraya aldım. aklımda hepsi. yazarı da deşiyor durmaksızın:)
        felsefe dediğimiz de bu zaten, devinşm ve mücadele…

        Beğen

      2. İnsanın düşünmek zorunda olduğuna inanıyorum. Yani bu bir dürtü, bir nesnenin üzerini örterseniz altında ne olduğunu merak ederim. Ama görüyor olsam merak duygum bu denli yoğun olmaz.

        Beğen

      3. Düşünce serüveninde doğadan ilham almak her zaman kârlı. Hem çeşitlilik çok hem de gözlem imkanı. Nesnelerin dünyamıza bu denli hakim olmadığı zamanlardaki gibi. Benim sorunsalım da bunlar üzerine.

        Beğen

  2. Claude Levi-Strauss: Yaban Düşünce/ Yky yayınları/ Claude Levi-Strauss bir antropolog olarak yaban düşünce tarihini yeniden yazmış. Olaya dil bilimi açısından bakmış ve yabani diye adlandırılan yerlilerin dil kullanımda ve doğa ile ilgili bilgilerindeki çeşitliliği gözlemlemiş.

    Beğen

  3. Maurice Maeterlinck:Çiçeklerin Zekası(Ketebe yayınları) ise çiçeklerin özelliklerini incelemek suretiyle doğadaki konumlarını ve varoluşlarını işlemiş.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: